Ergenekon Destanı İle Demiri Eriten Türk Efsanesi İlahi Sırla Zalimlerin Zulmünü Eritmek İçin Geri Döndü // Türk Devrimi Söz, Yazı ve Şiirleri // Önder Karaçay

Ergenekon Destanı İle Demiri Eriten Türk Efsanesi İlahi Sırla Zalimlerin Zulmünü Eritmek İçin Geri Döndü // Türk Devrimi Söz, Yazı ve Şiirleri // Önder Karaçay
Şer batı Türk Donanmasını hedef almış Ukrayna’yı karıştırmış, Karadeniz’de Nuh tufanından kalan dünyanın en zengin kaynaklarına el uzatmak niyetiyle Ergenekon, Balyoz ve ismini bile saymak istemediğim iç ihanet düzmece yalan davalarıyla Türklük destanı demiri eriten Ergenekon ismini kötülemek için 2007 yılında bu asil ismi bir terör örgütü ile özdeşleştirerek Türk Milletini aslında hedefe koymuştu.
Bu ülkenin iç ihanete düşmüş bayağı ve basit satılmışları varsa en az onların tamamına yetecek kadar da seçkin, akıl, vicdan, sağduyu ve cesaretle gerçeği gören yürekleri de var. Bakın Konfüçyüs bu konuda ne der;
“Seçkin kişi duygularını aklıyla idare eder ve gerçek cesaret ödevlerini yerine getirmekle bulur. Bayağı, aklını duygularıyla yönetir ve gerçek cesareti saygısızlıkta bulur. ”
Batı şerri Türkler ile 1000 yıllık bir hesaplaşma derdindeydi. 1950 yılında bu sebeple içimize iç hainlerle veya kananlar ile, para putuna satılanlar ile sızdılar.
İçimizden din adına, siyaset adına, sermaye adına satılan ve ihanete düşen hepsinin zaaf noktası put paraydı.
Oysa bu dünyada maddiyat çok basit ve bayağı insanların peşinde koştuğu bir puttur.
Makam, şan, şöhret, para, havuzlu villa, 4*4 otomobiller, yazlık, lüks oteller, seyahat vb imkanları eğer bir ülke her yurttaşı için sağlayabilmiş ise o ülkede hak ve adalet var demektir. Yok birilerinin var, birilerinin yok, birileri birilerinin neyi var, neyi yok hepsini almak isteyecek ve birileri o hakkı yenilenler adına yetki alacak hak yiyenlerin emrine girecek böyle adaletsizlik sonsuza sürecek öyle mi? İlahi adaleti unutan sözde Müslüman görünümlü put para uşaklarına duyurulur. Faturanızı ilahi kudret mahşer tufanında canlı ölü olarak kesti.
Her çırpınışınız, adalete teslim olmayışınız, hakkı yerine iade etmeme direnciniz Allah’a ve ilahi kudretin faturasına itiraz anlamına gelecektir. Her kandırdığınız veya put para, diğer imkanlar ile satın aldığınız insanları bu kötü niyetinize alet ettiğiniz müddetçe çok daha zor acılar yaşamak zorunda kalacak ve topluma da aynı acıları yaşayacaksınız. Görülüyor ki; bu yoldasınız.
Atatürk ne demiş; “Taş kırılır, tunç erir; ama Türklük ebedidir.”
İşte Ergenekon budur. Silivri cephesinde komutanlarımızı kurtarmak için elinde bayrağı ve yüreği olan her Türk oradaydı.
Eritilen yine demirdi, eritilen yine tunçtu, eritilen yine zulümdü. Kalıcı olan yine Türklük oldu.
Ergenekon ihaneti 2007 yılında şer batı ile yine sizin gazetecilerinizin yazdıklarına görev oval ofislerde kararlaştırılmış bir ihanetti.
Türkler tarihte bunun gibi her ihaneti yapanların akıbetini terse çevirmiş ve dünyasını karartmıştır. Çünkü haksız yere Türkün dünyasını karartmaya çalışanın dünyası kararır.
Tarihsel Eserler’de Ergenekon Destanı Nasıl Anlatılmıştır?
14. yüzyılda Reşidüddin Hamedani‘nin kaleme aldığı Cami’üt-Tevarih adlı eserinin “Mujallad-i Awwal” (Birinci Kitabı: Moğol tarihi) in “Bāb-i Awwal” (Birinci Bölüm: Türk ve Moğol kabilelerinin tarihi) inde Moğolların yaratılış destanı olarak anlatılan efsane, 17. yüzyılda Şiban‘ın torunlarından ve Hiva Hanlığının hanı olan Ebu’l Gazi Bahadır‘ın kaleme aldığı Şecere-i Türkî adlı eserde de Moğolların yaratılış destanı olarak anlatılır, bazı kaynaklara göre ise bir Türk destanıdır. Bahsi geçen iki tarihî kaynakta Nekuz (Nüküz) veQiyan (Kıyan) adlı kardeşler ile onların eşleri Tatarlar tarafından yenilince önce Ergene Kon (Farsça:ارگنه قون; Ergene Qon) adı verilen dar ve sarp bir yere gitmiş, 400 yılda sülalesi çoğalıp oraya sığımaz olunca Ergenekon’dan çıkmıştır. Ergenekon’dan çıktıkları zaman yol göstericilerinin Börteçine olduğu düşünülmektedir. Başka kaynakçalara göre ise Ergenekon bölgesinde yaşayan göktürk milletine o bölgenin sahibi olan ülke tarafından baskı yapılmış.Ergenekonluların bulundukları bölgeden çıkmak imkansızmış.Çünkü etrafları dağlarla çevriliymiş.Ergenekonlular buradan çıkmak için büyük bir ateş yakıp bu dağları eritmiş ve kurtulmuşlardır.
Ancak Göktürklerin yaratılış destanıyla olan benzerlikleri gerekçe göstererek Türklere ait bir destan olduğunu iddia eden araştırmacılar da mevcuttur. Ayrıca Talât Sait Halman ise,bozkurt efsanesinin genişletilmiş bir versiyonudur; mitolojik bir varlık olan bozkurtun koruması sayesinde soylarının tükenmesi tehlikesinden kurtulan ve yine bozkurtun sayesinde geçit vermez dağlarla çevrili Ergenekon vadisindan kaçan bir Türk topluluğunun öyküsünü anlattığını iddia etmektedir. Diğer görüşlere göre ise Türkler ve Moğollar arasında benzer şekilde anlatılan efsaneler sözkonusudur. Efsane kimi zaman Nevruz ile de ilişkilendirilmiştir.
Ergenekon Türklerin Orta Asya’daki Anayurdudur.
Türklerin Orta Asya‘daki efsanevi anayurdu. Rus tarihçi Gumilev’in tarifine göre dik yamaç anlamını taşır.
Ergenekon’un gerçekte nerede olduğu hakkında çeşitli savlar öne sürülmekle birlikte, bu konuda kesin bir bulgu yoktur. Eski eserlerde yer alan tasvirlere göre Ergenekon’un Altay dağlarındaki, Beluça dağında olduğundan bahsedilmektedir.
Ergenekon Destanın Kökeni
Önce sözlü olan efsane daha sonra çeşitli kaynaklarda bahsedilerek yazılı hale getirilmiştir. Tamamı hakkında fikir birliği olmadığı ve yazılı metinlerde kısa özet şeklinde olduğu için “Ergenekon Efsanesi” şeklinde de isimlendirilmektedir. Ergenekon Destanı olarak bilinen öykü, iki ana kısımdan oluşmaktadır:
- Bir bozkurdun yardımı ve korumasıyla soyun devamlılığının sağlanması;
- Geçit vermez dağlarla çevrili bir vadiye yerleşilmesi ve daha sonra buradan çıkılması.
İlk öykü üç ayrı Çin vakayinamesinde Türklerin türeyiş öyküsü olarak anlatılmıştır. İkinci öykünün özeti yine Çin kaynaklarında yer almıştır. Reşidüddin Hamedani‘nin Cami’üt-Tevarih‘i ve ikincisi ise Ebul Gazi Bahadır Han‘ın Şecere-i Türkî isimli eserleri gibi XIII-XVII. yüzyıl arasında yazılmış çeşitli eserlerde, efsanede yer alan vadiye “Ergenekon” adı verilmiştir; ancak bu kaynaklarda efsanenin kahramanı Türkler değil, Moğollardır.
Orta Asya tarihi profesörü Devin DeWeese, bir mağara ya da vadideki tutsaklıktan kurtuluş motifinin Orta Asya halklarınca değişik biçimlerde anlatıldığına dikkat çeker ve Türkler ile Moğollar arasında benzer öykülerin anlatılmasının olağan olduğunu belirtir.
Daha sonraki bir tarihte bozkurdun himayesinde türeyiş teması ile vadiye yerleşme ve vadiden kaçma motifleri birleştirilmiş, “Ergenekon Destanı” başlığı altında bir Türk destanı olarak anılmaya başlanmıştır. Fuat Köprülü‘ye göre, Cengiz Han‘ın soyunda var olan Türk kökenli aile nedeniyle efsanede bahsedilen Moğollar aslında Oğuzlar‘dır. Reşidüddin Hamedani ve Ebul Gazi Bahadır Han’ın hikâyelerindeki benzerliğin nedeni de budur.
Tarihî Kaynaklar Ergenekon Destanı İle İlgili Ne Der?
MS VI. yüzyılın ikinci yarısı ve VII. yüzyıl başı arasındaki dönemde yazılmış Çinvakayinamelerinde, bir savaş sonucunda kavminin hayatta kalan tek üyesi olan çocuğun bir kurttarafından büyütülerek ölümden kurtulması ve soyunu devam ettirmesi anlatılır. Çin kaynaklarına göre Göktürkler bu soydan gelmektedir. Bu öykü daha sonra Ergenekon destanı çerçevesinde anlatılmıştır. Yine VI. yüzyıla ait Çin kaynaklarında Türklerin tutsak kaldıkları bir mağaradan ya da dağlarla çevrili bir vadiden kurtuluşları öyküsü aktarılmaktadır. Ancak bu anlatılarda “Ergenekon” ismi yer almamaktadır.
“Ergenekon’dan Çıkış” öyküsü, XIII. yüzyıl sonunda İlhanlı saray görevlilerindenReşidüddin Hamedani‘nin Cami’üt-Tevarih‘inde (cilt I, bölüm I) anlatılmıştır. Ancak bu metinde anlatılan öykünün kahramanı Göktürkler değil, Moğollardır. Bu metinde Ergenekon vadisinden çıkış öyküsü ağırlık taşır, “kurttan doğan çocuk” motifi yer almaz.
Sonraki dönemlerde, XV. ve XVI. yüzyıllarda Çağatay Türkçesi ve Farsça yazılmış eserlerde Ergenekon destanı bir Moğol efsanesi olarak yer almaktadır. XV.-XVI. yüzyıllarda Farsça yazılmış bir eser olan Şeceretü’l-Etrak (Türklerin Şeceresi), XVI. yüzyıl başında Türkçe yazılmış Tevarih-i Güzide-i Nusretname, XVI. yüzyıl ortasında Türkçe yazılmış olanZübdetü’l-Athar ve XVI. yüzyıl sonuna ait Farsça bir kitap olanAbdullahname gibi metinlerde Ergenekon efsanesi aktarılır. Türk Dili ve Edebiyatı profesörü İsa Özkan‘ın aktardığına göre, XVII. yüzyılda Ebul Gazi Bahadır Han‘ın Şecere-i Türkî adlı eserinde aynı öykü anlatılmıştır. Camiü’t-Tevarih’ten yararlanılarak yazılan bu eserde de Moğolların konu edildiği görülmektedir.
Meydan Larousse adlı ansiklopediye göre, XIX. yüzyılın ilk yarısında yaşamış olan Rus şarkiyatçı Nikita Biçurin (İakinf / Hyacinth), sarp dağlarla çevrili vadiden çıkış öyküsünün bir benzerini “Ergenekon” adını vermeksizin Türklerin atalarının türeyiş öyküsü olarak anlatır ve bu anlatısını Çin kaynaklarına dayandırır.
Ergenekon Destanın Kısa Özeti
Moğol ilinde Oğuz Han soyundan İl Han’ın hükümdarlığı sırasında Tatarların hükümdarı Sevinç Han,Moğol ülkesine savaş açtı. İl Han’ın idaresindeki orduyu Kırgızlar ve diğer boylardan da yardım alarak yendi. İl Han’ın ülkesindeki herkesi öldürdüler. Yalnız İl Han’ın küçük oğlu Kıyan, eşi Nüküz ve yeğeni ile kaçıp kurtulmayı başardılar. Düşmanın, onları bulamayacağı bir yere gitmeye karar verdiler.
Yabanî koyunların yürüdüğü bir yolu izleyerek yüksek bir dağda dar bir geçite vardılar. Bu geçitten geçerek içinde akarsular, pınarlar, çeşitli bitkiler, çayırlar, meyve ağaçları, çeşitli avların bulunduğu bir yere gelince Tanrı’ya şükrettiler ve burada kalmaya karar verdiler. Bu yere “maden yeri” anlamında “Ergene Kon” adını verdiler. Kıyan ve Nüküz’ün oğulları çoğaldı. Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldılar ki, Ergenekon’a sığamadılar. Atalarının buraya geldiği geçidin yeri unutulmuştu. Ergenekon’un çevresindeki dağlarda geçit aradılar. Bir demirci, dağın demir kısmı eritilirse yol açılabileceğini söyledi. Demirin bulunduğu yere bir sıra odun, bir sıra kömür dizdiler ve ateşi yaktılar.
Yetmiş yere koydukları yetmiş körükle hep birden körüklediler. Demir eridi, yüklü bir deve geçecek kadar yer açıldı. İl Han’ın (Not Babamın adı İlhan’dır) soyundan gelen Türkler yeniden güçlenmiş olarak eski yurtlarına döndüler, atalarının intikamını aldılar. Ergenekon’dan çıktıkları gün olan 21 Mart’ta her yıl bayram yaptılar. Bu bayramda bir demir parçasını kızdırdılar, demir kıpkırmızı olunca önce Hakan, daha sonra beyler demiri örsün üstüne koyarak dövdüler. Bugün hem özgürlük hem de bahar bayramı olarak hala kutlanmaktadır.
Türk Edebiyatında Ergenekon Destanı
Şecere-i Türk Ahmet Vefik Paşa tarafından Çağataycadan Osmanlı Türkçesine çevrilmiş, bu çeviri Ekim 1863’ten itibaren Tasvir-i Efkâr gazetesinde tefrika edilmiştir. Ergenekon efsanesine ilişkin bölüm gazetenin 8 Kasım 1863 tarihli 143. sayısında yayınlanmıştır.
I. Balkan Savaşı döneminde Ergenekon efsanesi milliyetçi yazarlar tarafından ilgi görmüştür. Ziya Gökalp‘in Ergenekon temasını işleyen şiiri Türk Duygusu dergisinin 8 Mayıs 1913 tarihli sayısında “Türk An’anesi: Ergenekon” başlığıyla yayınlanmıştır; aynı şiir Ziya Gökalp’in 1914 tarihli Kızılelma kitabında “Ergenekon” başlığıyla yer almıştır. Ömer Seyfettin de Halka Doğru dergisinin 9 Nisan 1914 tarihli sayısında Ergenekon temalı bir şiir yayınlamıştır. Ömer Seyfettin’in bu şiiri büyük ölçüde Ziya Gökalp’in Ergenekon’undan izler taşır.
Rıza Nur, 1928 tarihinde İskenderiye’de yayımlanan Oğuznâme adlı epik eserinde Ergenekon temasını işlemiştir.
Ergenekon destanının bir Türk efsanesi olarak Kurtuluş Savaşı sırasında Yakup Kadri Karaosmanoğlu tarafından yazıldığını ve Osmanlı‘da, Selçuklu‘da en küçük izine rastlanmayan bir hikâye olduğu iddia edilmektedir. Ancak Orhan Çekiç, bu ifadelere; Yakup Kadri’nin yazdığı eserlerin Ergenekon’u değil Kurtuluş Savaşı’nı anlattığını ve Hive Hanı Ebu’l Gazi Bahadır Han‘ın 17. yüzyılda yazdığı “Şecere Türkî” eserinde Ergenekon Destanı’ndan bahsettiğini söyleyerek yalanlamıştır.
Kaynak; https://tr.wikipedia.org/wiki/Ergenekon_Destan%C4%B1 Alıntıdır.
Büyük Türkçü Ziya GÖKALP’ın yazmış olduğu bir nev’i “Küçük Ergenekon Destanı”dır.
“Ergenekon” adını terör örgütü ile bağdaştırmaya çalışanlara inat ilanihaye dillere pelesenk olacaktır…
Türkiye Cumhuriyeti Türk Milletinin bir devleti ve yurdudur. Her Türk bu Türk destanını öğrenecek ve ihanetin zulmünü eritecektir.
Ergenekon Destanı // Ziya Gökalp
Biz Türk Han’ın beş oğluyuz,
Gök Tanrı’nın öz kuluyuz,
Beş bin yıllık bir orduyuz,
Turan yurdu durağımız!
Gök Tanrı’nın öz kuluyuz,
Beş bin yıllık bir orduyuz,
Turan yurdu durağımız!
Ak ordumuz sola gitti,
Üç hakanlık tesis etti,
Medi, Sümer, Akad, Hitti
Bu üç şanlı oymağımız!
Üç hakanlık tesis etti,
Medi, Sümer, Akad, Hitti
Bu üç şanlı oymağımız!
Birincisi Azerbaycan,
ikincisi Geldanistan,
Üçüncüsü Arz-ı Kenan,
Fışkırdı üç kaynağımız!
ikincisi Geldanistan,
Üçüncüsü Arz-ı Kenan,
Fışkırdı üç kaynağımız!
Gök ordumuz sağa vardı,
Çin’i baştan başa sardı,
Hiyong-nular bu Hanlardı,
Set olmadı tutağımız!
Çin’i baştan başa sardı,
Hiyong-nular bu Hanlardı,
Set olmadı tutağımız!
Kara ordu gitti, iskit,
Ülkesinde yaptı bir çit.
Atilla ol, Şalon’a git,
Sözü oldu adağımız!
Ülkesinde yaptı bir çit.
Atilla ol, Şalon’a git,
Sözü oldu adağımız!
Kızıl ordu dağlar aştı,
Efganlarla çok savaştı,
Bir alayı Hind’e taştı,
Sind oldu bir ırmağımız.
Efganlarla çok savaştı,
Bir alayı Hind’e taştı,
Sind oldu bir ırmağımız.
Sarı ordu tekin durdu,
Şehir yaptı, çiftlik kurdu,
Uygurların bu iç yurdu,
Kaldı ana toprağımız!
Şehir yaptı, çiftlik kurdu,
Uygurların bu iç yurdu,
Kaldı ana toprağımız!
Yüce Tanrı Oğuz Han’ı,
Göndererek Türk hakanı,
Birleştirdi beş Turan’ı,
Doğdu güneş sancağımız!
Göndererek Türk hakanı,
Birleştirdi beş Turan’ı,
Doğdu güneş sancağımız!
Oğuz Han’dan sonra Hanlar
Kazandılar yüce şanlar,
Bilinmek için bu boş anlar,
Şahnamedir sorağımız,
Kazandılar yüce şanlar,
Bilinmek için bu boş anlar,
Şahnamedir sorağımız,
Yıllar geçti bir an geldi,
Türk Tahtına ilhan* geldi,
Sağdan, soldan düşman geldi,
Kurulmuştu tuzağımız.
Türk Tahtına ilhan* geldi,
Sağdan, soldan düşman geldi,
Kurulmuştu tuzağımız.
Verilmedi bir dem soluk,
Kanlar aktı oluk oluk,
Öldü bütün çoluk çocuk,
Han, Bey, Çeri, Uşağımız.
Kanlar aktı oluk oluk,
Öldü bütün çoluk çocuk,
Han, Bey, Çeri, Uşağımız.
Yalnız Nököz ile Kıyan
iki kızı alıp yayan,
Bir sarp dağa attılar can
Bunlar oldu kaçağımız.
iki kızı alıp yayan,
Bir sarp dağa attılar can
Bunlar oldu kaçağımız.
Dağdan dağa hep gizlice,
Yürüdüler beş-on gece,
Bir tan vaktı gayet ince,
Bir iz oldu uğrağımız!
Yürüdüler beş-on gece,
Bir tan vaktı gayet ince,
Bir iz oldu uğrağımız!
Bu iz yolu çok uzattı,
Sonra Alageyik çattı,
Bir dik yardan bizi attı,
Kanadı her bucağımız!
Sonra Alageyik çattı,
Bir dik yardan bizi attı,
Kanadı her bucağımız!
Bir de baktık yeşil bir bağ
Her tarafi bir yüce dağ,
Geniş, fakat sıkı bir ağ,
Dedik ne hoş bu ağımız!
Her tarafi bir yüce dağ,
Geniş, fakat sıkı bir ağ,
Dedik ne hoş bu ağımız!
Alageyik çayır yerdi
Yavrusunu emzirirdi,
Bizi gördü meme verdi,
Oldu Ana Kucağımız!
Yavrusunu emzirirdi,
Bizi gördü meme verdi,
Oldu Ana Kucağımız!
Dörtyüz sene burda kaldık,
Geyik arttı, biz çoğaldık,
Çıkamadık işe daldık,
Pek şenlendi konağımız!
Geyik arttı, biz çoğaldık,
Çıkamadık işe daldık,
Pek şenlendi konağımız!
Elma,erik çoktu yedik,
Demir bulduk, ör işledik,
Bir gizli yol bulsak dedik,
Dağ delerdi bıçağımız!
Demir bulduk, ör işledik,
Bir gizli yol bulsak dedik,
Dağ delerdi bıçağımız!
Kurt’tan hali iken bu yurt,
Bir gün peyda oldu bir kurt,
Bir geyiğe attı avurt,
Gördü çoban yamağımız!
Bir gün peyda oldu bir kurt,
Bir geyiğe attı avurt,
Gördü çoban yamağımız!
Kurt bir delik buldu,gitti,
Bir demirci takip etti,
Ocak yaktı taş eritti,
Açıldı yol kapağımız!
Bir demirci takip etti,
Ocak yaktı taş eritti,
Açıldı yol kapağımız!
Büyük sevinç, büyük müjde,
Bayram yaptık kentte,köyde,
Torun, oğul, baba, dede,
Büyüğümüz, ufağımız!
Bayram yaptık kentte,köyde,
Torun, oğul, baba, dede,
Büyüğümüz, ufağımız!
Demircye Bozkurt dendi
Han tanıldı,taç giyildi,
Yoldan önce kendi indi,
Sağ elinde bayrağımız!
Han tanıldı,taç giyildi,
Yoldan önce kendi indi,
Sağ elinde bayrağımız!
Börteçine kurdun adı,
Ergenekon yurdun adı,
Dörtyüzsene durdun hadi,
Çık ey, yüzbin mızrağımız!
Ergenekon yurdun adı,
Dörtyüzsene durdun hadi,
Çık ey, yüzbin mızrağımız!
Oldu sana Kaf bu eşik,
Tarih kaldı delik,deşik,
Artık yeter bu taş beşik,
Oldu körpe yatağımız!
Tarih kaldı delik,deşik,
Artık yeter bu taş beşik,
Oldu körpe yatağımız!
Uzaklarda hoş ülkeler,
Issız yurtlar seni bekler,
işte Kıpçak, işte Kaşgar,
Ta karşıda Gökdağ’ımız!
Issız yurtlar seni bekler,
işte Kıpçak, işte Kaşgar,
Ta karşıda Gökdağ’ımız!
Tarhandağı gözler seni;
Tanrı orada sözler seni,
Dört asırdır özler seni,
Tukin dağda otağımız!
Tanrı orada sözler seni,
Dört asırdır özler seni,
Tukin dağda otağımız!
Turan, eski toprak bize;
Hind, bir altın konak bize;
Çin köşkleri kışlak bize,
Tuna boyu yaylağımız!
Hind, bir altın konak bize;
Çin köşkleri kışlak bize,
Tuna boyu yaylağımız!
Yunus gibi çıktık Hut’tan!
Büyük yurda küçük yurttan,
Geyik girdik, doğduk kurttan.
Kılıç oldu orağımız!
Büyük yurda küçük yurttan,
Geyik girdik, doğduk kurttan.
Kılıç oldu orağımız!
Sartlık gitti, Uygurlandık.
Soyumuzla gururlandık.
Şamanlardan uğurlandık.
Pirler oldu yardağımız!
Soyumuzla gururlandık.
Şamanlardan uğurlandık.
Pirler oldu yardağımız!
ilk yayıldık: Beşbalık’a!
Karakurum, Elmalık’a
Çin başladı zorbalığa,
Ezdi onu tokmağımız!
Karakurum, Elmalık’a
Çin başladı zorbalığa,
Ezdi onu tokmağımız!
Sağa sola gitti ordu,
Hind’e, Rum’a bir baş vurdu.
Altın yuta düzen kurdu.
Yine eski yasağımız!
Hind’e, Rum’a bir baş vurdu.
Altın yuta düzen kurdu.
Yine eski yasağımız!
Alplerimiz girdi harbe,
Düşmanlara attı darbe;
Şimal, cenup, şarka, garbe,
Akın etti kısrağımız!
Düşmanlara attı darbe;
Şimal, cenup, şarka, garbe,
Akın etti kısrağımız!
Türk ayağı hangi yurda,
Basmışsa baş eğdi kurda!
Gökhan orda, Akhan burada!
Dedik gitti ayağımız!
Basmışsa baş eğdi kurda!
Gökhan orda, Akhan burada!
Dedik gitti ayağımız!
Tümen, Çin’e akın etti.
Efrasiyab, Rum’a gitti.
Tomris adı göğe yetti.
Hüsrev oldu tutsağımız!
Efrasiyab, Rum’a gitti.
Tomris adı göğe yetti.
Hüsrev oldu tutsağımız!
Teleleri, Aktürkman’ı
Toplamıştı Soğd’un Hanı,
Çapul etti Eşkân i, yân ı
Sevinç adlı soğdağımız!
Toplamıştı Soğd’un Hanı,
Çapul etti Eşkân i, yân ı
Sevinç adlı soğdağımız!
ilhan Mokan, Bilge Kağan,
Gaznevi’den Mahmut Sultan,
Selçuklulardan Alparslan Han,
Birer şanlı koçağımız!
Gaznevi’den Mahmut Sultan,
Selçuklulardan Alparslan Han,
Birer şanlı koçağımız!
Askerliği gördü atsız.
Harzem Şahı oldu atsız.
Bugün hakan, dün bir adsız:
Böyle kayar kızağımız!
Harzem Şahı oldu atsız.
Bugün hakan, dün bir adsız:
Böyle kayar kızağımız!
Tonguz, Çin’e hakan oldu.
Hıtay Türk’ü üryan oldu.
ilk düşünen Gür Han oldu,
Birleşmeli ocağımız!
Hıtay Türk’ü üryan oldu.
ilk düşünen Gür Han oldu,
Birleşmeli ocağımız!
Cengiz bunu tasarladı.
Dört bucağa ılgarladı.
Türk soyunu toparladı,
Turan oldu öz bağımız!
Dört bucağa ılgarladı.
Türk soyunu toparladı,
Turan oldu öz bağımız!
Oğuz Han’dan beri mühmel,
Kalmış idi büyük emel.
Yüce dilek uzattı el.
Ele geçti arağımız!
Kalmış idi büyük emel.
Yüce dilek uzattı el.
Ele geçti arağımız!
Gökten yüce yıldızımız!
Bir devr açtı her hızımız!
Atilla bir Kırgızımız!
Timurleng bir Kazakımız!
Bir devr açtı her hızımız!
Atilla bir Kırgızımız!
Timurleng bir Kazakımız!
Fatih aldı istanbul’u.
Babür, Hind’e eğdi yolu.
Nadir sarstı sağı solu;
Oldu bir son taslağımız!
Babür, Hind’e eğdi yolu.
Nadir sarstı sağı solu;
Oldu bir son taslağımız!
Bundan sonra talih döndü,
Yıldızımız yine söndü,
Karşımızda Rus göründü;
Kesildi yurt otağımız!
Yıldızımız yine söndü,
Karşımızda Rus göründü;
Kesildi yurt otağımız!
Kırım, Kazan heder oldu!
Tuna, Kafkas beter oldu!
Türkistan’da neler oldu?
işitmedi kulağımız!
Tuna, Kafkas beter oldu!
Türkistan’da neler oldu?
işitmedi kulağımız!
Yurt girince yâd eline,
Ergenekon oldu yine!
Çıkmaz mı bir Börteçine?
Nurlanmaz mı çerağımız.
Ergenekon oldu yine!
Çıkmaz mı bir Börteçine?
Nurlanmaz mı çerağımız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder